20 Mart 2015 Cuma

LES FAUVES

Matisse’in "Şapkalı Kadın"
1905 yılından Henri Matisse tarafından Fransa'da geliştirilen bir sanat akımı olan fovizm, Matisse, André Derain ve Maurice de Vlaminck'in Paris'te açtıkları Sonbahar Sergisi’nde ilk kez duyuldu. Sergiye gelenler daha önce hiç karşılaşmadıkları bir anlatımla karşılaştılar. Tuval üzerine sürülmüş doğrudan renkler ve bozuk perspektif gelenleri şaşırtmıştı. Sergide bulunan bir eleştirmen bu gruba fauve(vahşi hayvan) adını takmıştır. Akım adını buradan alır. Akımın öncüsü ve en önemli temsilcisi sayılan Henri Matisse, akımı tek başına sürdürmüştür.  

Sergiye gelenlerin en çok yadırgadıkları tablolardan biri de Matisse’in "Şapkalı Kadın"ıydı. Resim oldukça zarif bir biçimde oturmuş bir kadını (bir manken gibi poz veren Matisse’in kendi karısını) gösteriyordu. Kadının başında resmi bir toplantı için belki fazla gösterişli olmakla birlikte, Bois de Boulogne’da hiç de aykırı sayılmayacak bir şapka vardı. Yüzünde mavi -yeşil çizgiler vardı. Gölgeler ya da konturlar sertti. Ayrıca fırça darbelerinde de aldırışsız bir savrukluk görülüyordu. Sergiye gelen izleyiciler tarafından yeni sanat akımı biraz şaşkınlık ve biraz da eleştiriyle karşılanarak temellendi.     


Özellikleri
  • Resimde özgür komposizyonlar olusturulmustur.
  • Duyguların dısa vurulmasında ara renkler bir yana bırakılarak,daha cok saf ve göze batan renkler kullanılmıs ve bunlar genis yüzeyler halinde boyanmıstır.
  • Yüzeysel anlatım,renk ve konturlar resmin asıl ögeleri olmus,derinlige yer verilmemistir.
  • Fovist resim,sok etkisi yapan renklere,özgürce olusturulan komposizyonlara ve resim yüklenen anlatıma dayanır. 

Henri Matisse  

Picasso ve Kandisky ile birlikte modern sanatın en büyük sanatçılarından biri olarak kabul edilen Henri Matisse, Fovizm’in (Vahşi hayvanlar) akımının temsilcilerindendir. 1869 yılında Fransa da doğan Matisse, 1891 yılında babasının itirazlarına rağmen hukuk kariyerini terk ederek sanat eğitimi almak üzere Paris’e gitti. 
 Dışa vurum ulaşılması gereken en önemli şeydir, duyguları renkle anlatmak istiyorum” diyen sanatçı, resimlerinde ritmik, katışıksız renkler kullandı. Arabesk çizgileri tercih eden Matisse, öznel duygular algılamalar yoluyla doğa ve hayata özgün yorumlar kattı. İlk başlarda geleneksel Flaman üslubunda ölü doğa, manzaralar ve klasik ustalardan kopyalar yapan Matisse, teknik bir yetkinliğe ulaşmaya başlasa da özgün bir üsluptan uzaktı. Çoğu erken dönem çalışmalarında koyu tonların hâkim olduğu bir renk paleti ve kasvetli bir hava dikkat çekmektedir. Yine de geleneksel ustaların etkisinden çabuk çıkan ressam kısa süre sonra çağdaş sanatı ve özellikle de İzlenimci sanatçılardan etkilendi. Özellikle Chardin’den etkilenen sanatçı, onun Louvre Müzesi’nde bulunan dört resminin kopyalarını yapt
ı.



Maurice De Vlaminck

1901 yılında Van Gogh'un tablolarını gördüğünde, Van Gogh' un etkisinde kalarak, yepyeni fikirler edindi...
Fovizm ve Expresyonizm akımları tercih ederek çok önemli eserler üretti.


Van Gogh sergisinde Matisse ile tanıştı. Matisse, 1904’de Chatou’da onu görmeye geldi; Salon des Indépendants’da ve Salon d’Automne’da, “The Wild Animals Cage” sergisinde yapıtlarını sergileme imkanı sağladı. 1907’ye değin tüpten çıktığı gibi kullandığı karıştırılmamış renklerle yaptığı resimlerine Van Gogh üslubundaki fırça vuruşlarıyla dinamizm kazandırdı. Güçlü ve içgüdüden gelen katışıksızlıkla resim yaparak, canlı ve engellenmemiş bir dünyayı anlatmakta büyük başarı kazandı. Fovizm Vlaminck için ne bir yenilik, ne de bir tutum biçimiydi, ama olmak, davranmak, düşünmek ve solumak için bir yoldu. Bu nedenle Fovizm’in önde gelen temsilcilerinden oldu.

Vlaminck ' in yapıtlarına baktığımızda hangi akımın etkisi ile yaptığını anlamak hiç de zor olmuyor...Bir dönem Van Gogh etkilenmesi ile çalışmalar yaparken , başka bir dönemde Cézanne etkisi  altında kalarak çalışmalar yapmıştır...Ve bir  başka dönemde Fovizm akımına yönelik eserleri ustaca gerçekleştirmiştir...Bu bende Vlaminck ' in bir uslüp , stil , tarz arayışı içinde olduğu izlemini veriyor...

13 Mart 2015 Cuma

LES NABİS

PAUL SERUSIER
Paul Sérusier tarafindan kurulmus olan, yer yer post empresyonist, genelde sembolist bir tarza sahip ressam grubu.
İsim kökeni ibranice olan nabi'den gelmektedir. baglantilari ve esinlenmeleri Wilhelm Richard Wagner'dan, jacques de Molay'a kadar dayanir. Edouard Vuillard, Félix Vallotton ve Pierre Bonnard grubun diger bir kac üyesidir.

Art nouveau ile parallellik taşıyan bir biçimi vardır ve sembolizmi çıkış noktası olarak alırlar.
Tarihsel açıdan nabilik Gauguin’den ve Pont-Aven okulundan önce kuruldu. 1888’de Gauguin, ikinci kez Bretagne’a gittiği sırada, Sérusier için Tılsım ‘ı yapmıştı. Maurice Denis de 1890’da ünlü formülünü buradan çıkardı: “Bir tablonun bir savaş atı, çıplak bir kadın ya da küçük bir öykü olmaktan önce, temelde belli bir düzene göre boyalarla kaplanmış düz bir yüzey olduğu anımsanmalıdır ” 



Özellikleri

  • Rengi öne çıkardılar
  • Formu basitleştirdiler
  • Onlar için renk, ışıktan önemlidir
  • Yüzeysellik, derinlikten önemlidir.
  • Sembolistler, Nabiler ve Gaugin için sanat eseri dekoratif olmalıdır. 
  • Alışılmamış kompozisyonlar, düz yüzeyli figürler yaptılar. 
  • Natüralizm’i, dolayısıyla da Empresyonizm’i reddettiler. 
  • Empresyonistleri entellektüel ve şiirsellik açısından fakir buldular. 
  • Tasarım ve renge önem verdiler. 
  • Onlar için sanat, doğadan önemlidir. 
  • Saf renkler kullandılar. Renkleri tüpten çıktığı gibi kullanıyorlar, karıştırmıyorlar. 
  • Çarpıcı renkleri tercih ettiler. 
  • Tuvali simetri ve inşaacı geometri tasası olmadan, gelişigüzel düzenlenmiş renkli alanlara böldüler. Kompozisyonlar bilinçli olarak merkezden kaçtı. 
  • Boşluk, doluluk kadar önemsendi. 
  • Gölgeler kayboldu, ritm ve siluet önemsendi. 

    Pierre Bonnard  
The Little Laundry Girl
 Fransız ressamı deseni ve renk tonunu yalınlaştıran, oylumu ve derinliği ortadan kaldıran bir eğilimi benimsedi.

Çin ve Japon sanatına büyük bir hayranlık duyuyordu. Japon estamplarının izlerini taşıyan resimler yaptı. Bu çalışmaları ona Japon Nabisi adının takılmasına neden oldu.

Çok çeşitli teknikler denemiş, tutkallı boya ile panolar, hem karton hem tuval üstüne yağlıboya resimler, kurşun kalem ve suluboya desenler, afişler, taşbaskılar, gravürler yapmıştır.


Bonnard her zaman, nabilere katıldığı günlerde bile bir İzlenimci olarak kalmıştır.





                                                            

6 Mart 2015 Cuma

Neo-İmpresyonizm

Giovanni Segantini
Yeni izlenimcilik, sanat eleştirmeni Félix Fénéon tarafından ortaya atılmış bir sanat terimidir. 19. yüzyılın son dönemlerinde ortaya çıkmış Fransız akımı tanımlamakta kullanılır. Bu akım pointilist tekniklerin kullanımı, izlenimciliği özellikle şekil bazında daha netleştirmek gibi özelliklere sahiptir.
  

Puantizm,Renk tonlarını noktalar halinde ayrıştırarak resim yapma tekniğidir. 19. yüzyılda ressamların tuval yüzeyine küçük noktalar halinde uyguladıkları renkler seyrederken göz tarafından kaynaştırılarak farklı renk algıları oluşturulur. Puantistler, bir bakıma bilimsel yöntemle renk karışımı uygulamışlardır. Renklerin yan yana geldiğinde oluşan etkileri araştıran bir akımdır. 

Puantizmin büyük buluşu bu idi: Renkleri, nokta yada kare olarak birbirine karıştırmadan tuvale koymak, bu suretle Empresyonizmin resim sanatına kazandırdığı parlaklığı, şeffaflığı bir kat daha arttırmak.


Temel İlkeleri

  • Ressam resim yaparken tüm duygularını bırakacak 
  • Tablosuna sabırla, belli bir forma göre ve ışık kanunlarına göre noktalar koyacak.
  •  Varlık yok: Tablo noktalardan oluşuyor.
  • Noktalarla ortaya çıkan varlık aslında zihinsel belli kurallara göre oluşmuştur.
  •  Bu nedenle tablo o matematik kurallara göre kurulmalı.



Başlıca Temsilcileri

Georges Seurat
Georges Seurat, Zıt renkleri yan yana noktalar halinde koyarak Noktacılık tekniğini geliştirdi. Paul Signac (1863 - 1935) ile birlikte Pointilism akımınında gelişimini sağladı. Resimlerini küçük noktalar kullanarak mozaik gibi boyadı. Renklerin beynimizde kaynaşacaklarını savunuyordu. Bu tarza sonradan noktacılık dendi. Tüm hatlar kaldırılmış ve düzeni korumak için resim basitleştirilmişti














Paul Signac
Seurat'nın etkisiyle, empresyonizme özgü kısa fırça darbelerini bıraktı ve yan yana konmuş pek çok ufak renk noktasıyla resim yapmaya başladı. Bu noktalar az sayıda temel renkten seçiliyordu, ama bilinçli olarak seçilen ve yan yana getirilen temel renk noktalarıyla her tür ara renk oluşturulabiliyordu. Signac böylece puantilist stili benimsemiş oldu.