8 Mayıs 2015 Cuma

POP ART

 1950'lerde, özellikle ABD ve İngiltere'de soyut dışavurumculuğa tepki gösteren genç sanatçıların 1960'larda bir akım haline getirdikleri sanat türüdür. İngiltere ve ABD'de değişik koşullarda ve birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır. 


Marcel Duchamp'ın 20. yüzyıl başında hazıryapım nesneleri bağlamları nedeniyle sanat eseri olarak sunmuş olması, pop sanatçılarının popüler kültür imgelerini benzer bir motivasyonla sunmalarında etkili olmuştur.




Artist Claes Oldenburg with a monumental tube of toothpaste


   İkinci  Dünya savaşından sonra meydana gelen köklü değişimlerin bir getirisidir. Tüketimi çekici hale getirmek için reklamlar, renkli afişler hatta resimli dergi ve romanlar kullanılmaya başlanır. Bu sanat akımı tüketime yardımcı bir reklam aracı olarak doğar ve gelişir. Claes Oldenburg bu sanatın öncüsü olmuştur.








  Özellikle amerika'da günümüzün en yaygın sanat anlayışıdır. bu akım sanatçıları endüstri ürünü artıklardan gazete parçalarına, insan ile diğer canlı ve eşyalardan alınmış mulajlardan, hazır doğa nesnelerine kadar ne bulduysa kullanmış ve bir sanat yapıtı ortaya koymuşlardır. pop art gerçek ile görüntünün farkını çarpıcı bir biçimde ortaya koyar ve makineleşmiş hazırcı insanı eleştirir.

DADA

İsmini Fransızca 'tahta at' sözcüğünden almıştır.  Bu resim sanatı alışagelmiş teknikleri bırakarak gündelik kullanılan kağıt ağaç gibi eşyaları birbirleriyle birleştirerek ilginç eserler ortaya koymuşlardır.

 İnsanlığı karamsarlığa karmaşıklığa ümitsizliğe iten Birinci ve İkinci dünya savaşları akımın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Akım çocuksu heycanlarla akılcılığı reddeder. 

 Dadaistler için mantık sorularının sorulmadığı anlık duyguları yakalamak önemlidir. Hans Arp ve Marcel Duchamp önemli temsilcilerindendir.

   



  


Andre Breton
 Toplumda yerleşmiş anlam ve düzen kavramlarına karşı çıkarak dil ve biçimde yeni deneylere giriştiler.
 Çıkardıkları çok sayıda derginin içinde en önemlisi 1919-1924 arasında yayınlanan ve Andre Breton, Louis Aragon, Philippe Soupault, Paul Eluard ile Georges Ribemont-Dessaignes’in yazılarının yer aldığı De Litterature(dö Literatür)'dü. Dadacılık1922 sonrasında etkinliğini yitirmeye başladı. Dadacılar gerçeküstücülüğe(sürrealizm) yöneldi.

1 Mayıs 2015 Cuma

SYNCHRONİSM

Morgan Russell, 1913-14, Synchromy in Orange, To Form
   Senkronizm; Amerikalı sanatçı Stanton MacDonald-Wright ve Morgan Russell tarafından 1912 yılında kurulan bir sanat hareketidir. 
 Bu akım ilk olarak müzik ile anılmıştır. Ama bu akımın temel yapısı soyut bir kavram olarak renk teorisine dayandığından, Amerikan sanatında ilk soyut resim çalışmaları arasında yer almıştır. Fazla uzun ömürlü olmamasına rağmen, uluslararası düzeyde tanınan ilk Amerikan avant-garde sanat akımı olmuştur.
 Tutarlı bir tarz olan Senkronizmin doğasında asıl olarak anlatılmak istenen, diğer hareketler resimlerde temsili görüntüleri açıklarken senkronistik çalışmalar tamamen soyut olduğu ve bunun için diğerlerinden ayrıldığı belirtilmektedir.  

 
Morgan Russell

    Senkronizm renk ölçeklerine dayanır ve ilerleyen ritmik renk tonlarının azaltılması ile kullanılır. Bununla birlikte senkronist akım ele alınan konuyu, atmosferik perspektif tekniğini kullanarak sadece renk ve şekil üzerinde ifade etmekten de kaçınmaktadır.İlk senkronist eserler, o dönemin fovist eserleri ile de benzerlik göstermiştir.

        
         Senkronizme bağlı olan diğer Amerikalı ressamları sayacak olursak; Thomas Hart,  Benton, Andrew Dasburg, Patrick Henry Bruce ve Albert Henry gibi sanatçılar bunların başında gelmektedir.


24 Nisan 2015 Cuma

SECTION D'OR

L'hote, Andre

Section d’Or ( Fransızca’da “Altın Oran”) Puteaux Group olarak da bilinir. Ressamlar ve eleştirmenlerden oluşan bir gruptur.Kübizmden türemiş olan Orphism (Fransız şair Guillaume Apollinaire tarafından kullanılmıştır) ile ilişkilendirilmiştir. Orphizm, Kübizm'den doğan 20'nci yüzyıl sanat akımıdır (koyu renkleri ve kontrastları kullanmayı sürdüren, fakat Kübizm'den daha yumuşak bir stilde)

1912’den 1914’e kadar faaliyet göstermişlerdir.
 1912’de grup ilk sergilerini Paris’teki Galerie la Boétie’de açtı. Ayrıca Section d’Or adını taşıyan kısa ömürlü bir dergi de yayınladılar. 1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla grup aktivitelerine son Verdi.
 Grubun adı ressam Jacques Villon tarafından önerilmiştir. Villon’un matematiksel oranların etkisine karşı olan ilgisi bunda etkili olmuştur. Bu oranlardan birisi de Altın Orandır. Grubun adı Kübist artistlerin geometrik formlara duyduğu ilgiyi temsil eder. 

Ana üyeler Robert Delaunay, Marcel Duchamp, Raymond Duchamp-Villon, Albert Gleizes, Juan Gris, Roger de La Fresnaye, Fernand Léger, André Lhote, Louis Marcoussis, Jean Metzinger, Francis Picabia, ve André Dunoyer de Segonzac’tır. 

Albert Gleizes 

 Başlangıçta izlenimci resimler yapmaya koyulan Gleizes, Paul Cezanne’ın etkisiyle biçim ve renkte yalınlaşmaya yöneldi. Bu süreç sonunda doğal olarak kübizmin sert sadeliğine ulaşıp, dönemin öbür kübist sanatçıları Georges Braque ve Pablo Picasso’nun üsluplarına yaklaştı. 1912'de Jean Metzinger’le birlikte kübizm hareketinin kuramsal temellerini atan DuCubisme(Kübizm Üstüne) adlı kitabı yayınladı. Brooklyn Köprüsü (1917; Guggenheim müzesiNew York), vb. yapıtlarında belirgin bir soyutlama kaygısı yansıtıp, son yıllarında kendini dine vererek kübizmi temel alan dinsel bir sanat geliştirmeye çalıştı.

17 Nisan 2015 Cuma

DER BLAUE REİTER

Vasiyl Kandinsky ve Franz Marc'ın 1911'de Almanya'nın Münih şehrinde kurduğu ressamlar birliği.
Kandinsky ve Marc 1912'de, içinde plastik sanatlara ve müziğe yer verdikleri Der Blaue Reiter (Mavi Süvari) adında bir almanak yayınladılar ve iki sergi düzenlediler. Daha sonra Gabrielle Münter, Alexej Jawlensky, Marianne von Werefkin, Alfred Kubin, Paul Klee, Arnold Schönberg'in de katıldığı Mavi Süvari grubunun bildirgesi, dönemin entelektüel ortamında oldukça yankı uyandırdı. Sanatçılar yeni bir tinsel çağı haber verdiler. Bildirgede on dört ana makale vardı. Bu metinlerde Kandinsky ilk kez sanatçının doğayı kavraması ve saf estetik birliğe yönelmesindeki yegane aracı olarak gördüğü "içsel gereklilik"ten bahsetti. 


 Der Blaue Reiter'in 1912'de Münchner Galerie Thannhäuser'da yaptıkları sergiden sonra kendilerini uluslararası duyurmayı başardılar. Bunun üzerine Heinrich Campendonk, Robert Delauney ve Lionel Feininger bu guruba katıldılar.

 1905’te kurulan Die Brücke adlı ressamlar birliği gibi, Der Blaue Reiter stili realizm, naturalizm ve izlenimciliğe karşıydı.
Die Brücke ve Der Blaue Reiter ressam birlikleri Fransız Fovizm'ini ilham alarak Alman dışavurumculuğu oluşturmuşlardır. Bu konuda bu iki birlik fikir ayrılığına düştü. Die Brücke'nin ressamları dışavurumculukla, 19. yüzyılının güzel ve gerçekçi stiline karşı bir stil oluşturmak istemişlerdi. Amaçları, doğanın güzelliğinin ve çirkinliğinin renklerini ve şekillerini oldukça sert ve köşeli gösterip eski stili eleştirmekti. Der Blaue Reiter 'nın ressamları ise parlak, çok renkli, simetrik kompozisyonla ve dinlendirici renkler ve şekiller ile doğayı göstermek istiyorlardı.



 

Vasiliy Kandinskiy

Kandinsky Mavi Süvari oluşumu döneminde doğaçlama resimler verirken, resimlerindeki her bir öge için nota tanımını kullanmıştır.
 Burada da müzikal yaklaşımından yola çıkıp eserlerine müzikal isimlerini verdiğini görmek mümkündür. Müziğin soyutluğunu resimlerindeki soyutluğa benzeten ve daha çok dış dünyanın soyutluğunu çizen ressam, iç dünyasının duygusal soyutluğuna Mavi Süvari döneminde yer vermemiştir.
  Bu dönem resimlerinde birbirinden bağımsızlık çizgiler görülürken spontane yaklaşımının doğruluğunu burada görmekle, renkleri çılgınca ve hatta üstüne basa basa kullandığını görmek de mümkündür. 
 Mavi Atlı üyesi olduğu dönem modern sanatın yolundan gidip müzikle görsel sanat arasında bağlantı kurmuş ve renklerin maneviliğiyle sembollerin bütünleşmesi, doğaçlama boyamalar ve de sezgisel yaklaşımlar yansıtmıştır. Ortaçağ sanatı ve ilkellik bir yana bırakılarak modern çizgilerle halk sanatı yapılmış ve 1911-1912 yıllarında sergiler düzenlenmiştir.

10 Nisan 2015 Cuma

FÜTÜRİZM

20. yüzyılın başlarında İtalya'da ortaya çıkmış bir sanat akımıdır. İtalya'da ortaya çıkan bu akım, daha sonra tüm Avrupa'ya yayılmıştır. Fütürizm, modern yaşantının verdiği heyecanlardan doğan bir edebiyat akımıdır, yenileşmenin tüm olanaklarına açılan bir yönelmedir. Sanatta sürekliliği, değişkenliği, hareketliliği savunan bir akım olarak da bilinir.  

Boccioni’nin “Elastiklik
Fütürizmin doğuşu, kübizmin yayılmaya başladığı yıllara rastlar. Fütüristler, kübistlerin araştırmalarından faydalanmakla birlikte, resim alanında yeni buluşlara gitmişler ve dikkate değer eserler arasında o zaman başlıca fütürist ressamlar tarafından yapılmış eşzamanlık anlayışı içinde kübist tarza giden kompozisyonlar yer almıştır. Boccioni’nin “Elastiklik”, Severini’nin “Uzayda Küre Şeklinde Genişleme” tabloları bunlar arasındadır. Dünden esaslı surette ayrılmış, bugünü geçerek geleceği, onun dinamik varlığına ulaşmayı amaç edinmiş olan Fütürizm, plastik durgunluktan (statik teknik) bir başka duruma geçişi (dinamik teknik) sembolleştirmiştir. Çoğunlukla hareketli konular seçilmiş, dansözler, karnaval sahneleri, fabrika, motor, son hızla giden otomobil, uçak, mekanik araçlar gibi boşluk içinde yer değiştiren, değişen temalar üstün tutulmuştur. 1914 – 1918 Dünya Harbi ile Fütürizm hızını kaybetmiş, fakat Marinetti prensiplerinden geri dönmemiştir. 

Bu akımın öncüsü İtalyan şair, romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti'dir. Marinetti'nin 1909 da Paris'te "Le Figaro" gazetesinde yayımladığı "manifesto futurisita" (Fütürizm Bildirisi), fütürizmin bildirişidir. Bildiride, "Bizler müzeleri, kütüphaneleri yerle bir edip ahlakçılık gibi bütün yararcı korkaklıklarla savaşacağız.' ifadeleri yer almaktadır. Bu, geçmişin bütünüyle reddi anlamına gelmektedir. Aynı bildiride. "Biz dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi, yani savaşa ve ölüme götüren güzel düşünceleri yüceltiyoruz." sözleri, siyasal alanda o dönemde gelişen faşizmden yana bir tavrın da açık göstergesi olmuştur. Süratin (hızın) üstünlüğünü iddia ve ilan eden Marinetti, bir yarış arabasının, Yunan heykelinden daha güzel olduğunu belirtmiştir. 

Fütürizmin Akımının Özellikleri

  • Edebiyatın durgunluktan ve uyuşukluktan kurtulması gerektiğine inanan futüristler, savaş, kavga gibi saldırgan hareketleri içeren konuları ele alırlar.
  • Evrenin hareketi ve canlılığı, resimde dinamik bir duyurma hâlinde verilmelidir.
  • Hızın, süratin güzelliği vurgulanarak uçaklara, arabalara, trenlere övgüler yağdırılır.
  • Eserlerinde mantıklı cümleler kurmayı reddeden fütüristlerin parolası, "sözcüklere özgürlük"tür.
  • Şiirde geleneksel kurallar terk edilir. Ölçü ve uyaktan vazgeçilir, şiir yazarken özgürce davranılır. Bu yüzden fütürizmde serbest tarzda yazılan şiirler ön plana çıkar.
  • Fütüristlere göre sanat tarihçileri faydasız, hatta zararlıdır; onlara aldırmamak gerekir.

3 Nisan 2015 Cuma

DİE BRÜCKE

Ekspresyonist akımın merkezinden biri olan Die Brücke(Köprü) akımı 1905 yılında kuruldu. Bu akımın temsilcileri arasında bulunan Heckel, Kirchner, Schmidt-Rottluff, Pechstein, Nolde ve Müller gibi sanatçılar zengin kontrastlı renk yüzeylerininkarşıtlığını vurguluyorlardı. 
Topluluğa sonradan katılanlar ise; Emil Nolde, Max Pechstein ve Otto Mueller'dir. Bu akım, sanatla yaşam rasında bir yakınlık kurmayı amaçlar. 
Bu ressamlar, özgürlük isteklerini ve yaşama atılımların renkli bir hava içinde açıkladılar ama bu coşkunu altında hep, yaratılarının gerçek gücü olan , gizli bir metafizik tedirginlik yatıyordu.  

20. yüzyılda ortaya çıkan modern sanatın gelecekteki gelişmelerine temel oluşturan bu akım, dışavurumculuk akımını yaratmıştır.

20 Mart 2015 Cuma

LES FAUVES

Matisse’in "Şapkalı Kadın"
1905 yılından Henri Matisse tarafından Fransa'da geliştirilen bir sanat akımı olan fovizm, Matisse, André Derain ve Maurice de Vlaminck'in Paris'te açtıkları Sonbahar Sergisi’nde ilk kez duyuldu. Sergiye gelenler daha önce hiç karşılaşmadıkları bir anlatımla karşılaştılar. Tuval üzerine sürülmüş doğrudan renkler ve bozuk perspektif gelenleri şaşırtmıştı. Sergide bulunan bir eleştirmen bu gruba fauve(vahşi hayvan) adını takmıştır. Akım adını buradan alır. Akımın öncüsü ve en önemli temsilcisi sayılan Henri Matisse, akımı tek başına sürdürmüştür.  

Sergiye gelenlerin en çok yadırgadıkları tablolardan biri de Matisse’in "Şapkalı Kadın"ıydı. Resim oldukça zarif bir biçimde oturmuş bir kadını (bir manken gibi poz veren Matisse’in kendi karısını) gösteriyordu. Kadının başında resmi bir toplantı için belki fazla gösterişli olmakla birlikte, Bois de Boulogne’da hiç de aykırı sayılmayacak bir şapka vardı. Yüzünde mavi -yeşil çizgiler vardı. Gölgeler ya da konturlar sertti. Ayrıca fırça darbelerinde de aldırışsız bir savrukluk görülüyordu. Sergiye gelen izleyiciler tarafından yeni sanat akımı biraz şaşkınlık ve biraz da eleştiriyle karşılanarak temellendi.     


Özellikleri
  • Resimde özgür komposizyonlar olusturulmustur.
  • Duyguların dısa vurulmasında ara renkler bir yana bırakılarak,daha cok saf ve göze batan renkler kullanılmıs ve bunlar genis yüzeyler halinde boyanmıstır.
  • Yüzeysel anlatım,renk ve konturlar resmin asıl ögeleri olmus,derinlige yer verilmemistir.
  • Fovist resim,sok etkisi yapan renklere,özgürce olusturulan komposizyonlara ve resim yüklenen anlatıma dayanır. 

Henri Matisse  

Picasso ve Kandisky ile birlikte modern sanatın en büyük sanatçılarından biri olarak kabul edilen Henri Matisse, Fovizm’in (Vahşi hayvanlar) akımının temsilcilerindendir. 1869 yılında Fransa da doğan Matisse, 1891 yılında babasının itirazlarına rağmen hukuk kariyerini terk ederek sanat eğitimi almak üzere Paris’e gitti. 
 Dışa vurum ulaşılması gereken en önemli şeydir, duyguları renkle anlatmak istiyorum” diyen sanatçı, resimlerinde ritmik, katışıksız renkler kullandı. Arabesk çizgileri tercih eden Matisse, öznel duygular algılamalar yoluyla doğa ve hayata özgün yorumlar kattı. İlk başlarda geleneksel Flaman üslubunda ölü doğa, manzaralar ve klasik ustalardan kopyalar yapan Matisse, teknik bir yetkinliğe ulaşmaya başlasa da özgün bir üsluptan uzaktı. Çoğu erken dönem çalışmalarında koyu tonların hâkim olduğu bir renk paleti ve kasvetli bir hava dikkat çekmektedir. Yine de geleneksel ustaların etkisinden çabuk çıkan ressam kısa süre sonra çağdaş sanatı ve özellikle de İzlenimci sanatçılardan etkilendi. Özellikle Chardin’den etkilenen sanatçı, onun Louvre Müzesi’nde bulunan dört resminin kopyalarını yapt
ı.



Maurice De Vlaminck

1901 yılında Van Gogh'un tablolarını gördüğünde, Van Gogh' un etkisinde kalarak, yepyeni fikirler edindi...
Fovizm ve Expresyonizm akımları tercih ederek çok önemli eserler üretti.


Van Gogh sergisinde Matisse ile tanıştı. Matisse, 1904’de Chatou’da onu görmeye geldi; Salon des Indépendants’da ve Salon d’Automne’da, “The Wild Animals Cage” sergisinde yapıtlarını sergileme imkanı sağladı. 1907’ye değin tüpten çıktığı gibi kullandığı karıştırılmamış renklerle yaptığı resimlerine Van Gogh üslubundaki fırça vuruşlarıyla dinamizm kazandırdı. Güçlü ve içgüdüden gelen katışıksızlıkla resim yaparak, canlı ve engellenmemiş bir dünyayı anlatmakta büyük başarı kazandı. Fovizm Vlaminck için ne bir yenilik, ne de bir tutum biçimiydi, ama olmak, davranmak, düşünmek ve solumak için bir yoldu. Bu nedenle Fovizm’in önde gelen temsilcilerinden oldu.

Vlaminck ' in yapıtlarına baktığımızda hangi akımın etkisi ile yaptığını anlamak hiç de zor olmuyor...Bir dönem Van Gogh etkilenmesi ile çalışmalar yaparken , başka bir dönemde Cézanne etkisi  altında kalarak çalışmalar yapmıştır...Ve bir  başka dönemde Fovizm akımına yönelik eserleri ustaca gerçekleştirmiştir...Bu bende Vlaminck ' in bir uslüp , stil , tarz arayışı içinde olduğu izlemini veriyor...

13 Mart 2015 Cuma

LES NABİS

PAUL SERUSIER
Paul Sérusier tarafindan kurulmus olan, yer yer post empresyonist, genelde sembolist bir tarza sahip ressam grubu.
İsim kökeni ibranice olan nabi'den gelmektedir. baglantilari ve esinlenmeleri Wilhelm Richard Wagner'dan, jacques de Molay'a kadar dayanir. Edouard Vuillard, Félix Vallotton ve Pierre Bonnard grubun diger bir kac üyesidir.

Art nouveau ile parallellik taşıyan bir biçimi vardır ve sembolizmi çıkış noktası olarak alırlar.
Tarihsel açıdan nabilik Gauguin’den ve Pont-Aven okulundan önce kuruldu. 1888’de Gauguin, ikinci kez Bretagne’a gittiği sırada, Sérusier için Tılsım ‘ı yapmıştı. Maurice Denis de 1890’da ünlü formülünü buradan çıkardı: “Bir tablonun bir savaş atı, çıplak bir kadın ya da küçük bir öykü olmaktan önce, temelde belli bir düzene göre boyalarla kaplanmış düz bir yüzey olduğu anımsanmalıdır ” 



Özellikleri

  • Rengi öne çıkardılar
  • Formu basitleştirdiler
  • Onlar için renk, ışıktan önemlidir
  • Yüzeysellik, derinlikten önemlidir.
  • Sembolistler, Nabiler ve Gaugin için sanat eseri dekoratif olmalıdır. 
  • Alışılmamış kompozisyonlar, düz yüzeyli figürler yaptılar. 
  • Natüralizm’i, dolayısıyla da Empresyonizm’i reddettiler. 
  • Empresyonistleri entellektüel ve şiirsellik açısından fakir buldular. 
  • Tasarım ve renge önem verdiler. 
  • Onlar için sanat, doğadan önemlidir. 
  • Saf renkler kullandılar. Renkleri tüpten çıktığı gibi kullanıyorlar, karıştırmıyorlar. 
  • Çarpıcı renkleri tercih ettiler. 
  • Tuvali simetri ve inşaacı geometri tasası olmadan, gelişigüzel düzenlenmiş renkli alanlara böldüler. Kompozisyonlar bilinçli olarak merkezden kaçtı. 
  • Boşluk, doluluk kadar önemsendi. 
  • Gölgeler kayboldu, ritm ve siluet önemsendi. 

    Pierre Bonnard  
The Little Laundry Girl
 Fransız ressamı deseni ve renk tonunu yalınlaştıran, oylumu ve derinliği ortadan kaldıran bir eğilimi benimsedi.

Çin ve Japon sanatına büyük bir hayranlık duyuyordu. Japon estamplarının izlerini taşıyan resimler yaptı. Bu çalışmaları ona Japon Nabisi adının takılmasına neden oldu.

Çok çeşitli teknikler denemiş, tutkallı boya ile panolar, hem karton hem tuval üstüne yağlıboya resimler, kurşun kalem ve suluboya desenler, afişler, taşbaskılar, gravürler yapmıştır.


Bonnard her zaman, nabilere katıldığı günlerde bile bir İzlenimci olarak kalmıştır.





                                                            

6 Mart 2015 Cuma

Neo-İmpresyonizm

Giovanni Segantini
Yeni izlenimcilik, sanat eleştirmeni Félix Fénéon tarafından ortaya atılmış bir sanat terimidir. 19. yüzyılın son dönemlerinde ortaya çıkmış Fransız akımı tanımlamakta kullanılır. Bu akım pointilist tekniklerin kullanımı, izlenimciliği özellikle şekil bazında daha netleştirmek gibi özelliklere sahiptir.
  

Puantizm,Renk tonlarını noktalar halinde ayrıştırarak resim yapma tekniğidir. 19. yüzyılda ressamların tuval yüzeyine küçük noktalar halinde uyguladıkları renkler seyrederken göz tarafından kaynaştırılarak farklı renk algıları oluşturulur. Puantistler, bir bakıma bilimsel yöntemle renk karışımı uygulamışlardır. Renklerin yan yana geldiğinde oluşan etkileri araştıran bir akımdır. 

Puantizmin büyük buluşu bu idi: Renkleri, nokta yada kare olarak birbirine karıştırmadan tuvale koymak, bu suretle Empresyonizmin resim sanatına kazandırdığı parlaklığı, şeffaflığı bir kat daha arttırmak.


Temel İlkeleri

  • Ressam resim yaparken tüm duygularını bırakacak 
  • Tablosuna sabırla, belli bir forma göre ve ışık kanunlarına göre noktalar koyacak.
  •  Varlık yok: Tablo noktalardan oluşuyor.
  • Noktalarla ortaya çıkan varlık aslında zihinsel belli kurallara göre oluşmuştur.
  •  Bu nedenle tablo o matematik kurallara göre kurulmalı.



Başlıca Temsilcileri

Georges Seurat
Georges Seurat, Zıt renkleri yan yana noktalar halinde koyarak Noktacılık tekniğini geliştirdi. Paul Signac (1863 - 1935) ile birlikte Pointilism akımınında gelişimini sağladı. Resimlerini küçük noktalar kullanarak mozaik gibi boyadı. Renklerin beynimizde kaynaşacaklarını savunuyordu. Bu tarza sonradan noktacılık dendi. Tüm hatlar kaldırılmış ve düzeni korumak için resim basitleştirilmişti














Paul Signac
Seurat'nın etkisiyle, empresyonizme özgü kısa fırça darbelerini bıraktı ve yan yana konmuş pek çok ufak renk noktasıyla resim yapmaya başladı. Bu noktalar az sayıda temel renkten seçiliyordu, ama bilinçli olarak seçilen ve yan yana getirilen temel renk noktalarıyla her tür ara renk oluşturulabiliyordu. Signac böylece puantilist stili benimsemiş oldu.

27 Şubat 2015 Cuma

SYMBOLİSM

Sembolizm ya da simgecilik, en genel anlamıyla farklı anlamlara gelen ya da farklı öğeleri simgeleyen çeşitli sembollerin kullanımıdır. Sembolizme sanatta, özellikle resimmüzik ve edebiyat alanlarında rastlanır.Sembolizm 19. yüzyılda beliren, realizmi reddeden bir akımdır. Sanattaki sembolizm 1870 yılına doğru Fransa ve Belçika’da natüralizme ve parnasse akımına bir tepki olarak ortaya çıkm
ıştır. Akım daha sonra özellikle Valéry Brioussov vasıtasıyla Rusya’ya da sıçramıştır

Düş sembolistlerin devrimci ve yenilikçi gücüdür. Her biri bu yeteneği, işlemiş, geliştirmiş ve kendi özgünlüğünden kendi kişisel serüveninden yola çıkarak yaratıcı amaçları doğrultusunda kullanmışlardır

Resimde Sembolizm'in Başlıca Temsilcileri  

William Blake

    Adem ile Havva, Habil’in Cesedini Buluyor
    Hayatı boyunca Londra dışına bir günlük yürüyüşten daha uzun süre çıkmamış olmasına rağmen, yaratıcı görüşü, hayal gücünü “Tanrı’nın bedeni” ya da “insanın kendi varoluşu” olarak benimseyen, çeşitli ve sembolik olarak zengin bir bedeni ortaya çıkardı. Kişisel görüşleri yüzünden çağdaşları tarafından deli olarak görülen Blake, daha sonra eleştirmenler tarafından yapıtları, anlatım gücü, yaratıcılığı, felsefi ve gizemli eğilimi yüksek takdir gördü.

    Giotto di Bondone


    Son akşam yemeği
     Floransalı sanatçı eserlerinde daha çok dinsel konuları işlemiştir. Çok sayıda kilise ve şapelin fresklerini yapmıştır.
    Giotto ve çağdaşları, bu dönemde kuralcı ve simgesel resim tekniğini terk ederek nesnelerin doğal halleriyle resmedilmesi anlayışına yönelmişlerdir. Edebiyat ve sanat, 13. yüzyıl'ın dini bakış açısından kurtulmaya başlamış, insan merkezli bakış açısına yönelmiştir. 




    Ferdinand Hodler


    gece

     1879 yılına gelindiğinde artık gerçekçilik akımının ünlü Fransız ressamı Gustave Courbet'den etkiler taşıyan kitlesel, yalın portreler yapıyordu. Ama 1880'lerin ortalarında gençlik ve yaşlılık, yalnızlık ve dalgınlık gibi kavramları simgeleştirmeye gittikçe daha çok yer verdiği konulu resimlerinde tutuk bir çizgisel stilizasyona yöneldi. Aralarında Gece nin de bulunduğu bu tür yapıtlarıyla bütün Avrupa'da büyük bir ün kazandı. Sonraki resimlerinde biri dışavurumculuk doğrultusunda, biri de simgesel olmak üzere, iki farklı anlatımı benimsedi. Dışavurumcu yapıtlarının çoğunu oluşturan manzara resimlerinde mistik doğa anlayışını ortaya koymakla birlikte, Fransız resminden büyük ölçüde etkilendiğini gösteren duru bir kompozisyona da ulaştı. 

    Gustav Klimt


     Avusturyalı sembolist ressam. Viyana Sezession grubunun önemli üyelerindendir. Tablolarının yanı sıra duvar resimleri, eskizleri ve diğer eserleriyle de tanınır. Klimt'in birincil resim konusu kadın bedenidir, ve eserlerinde ince dekoratif süslemelerle beraber zarif bir erotizm göze çarpar.